ÜYE GİRİŞİ
İSİM
 
PAROLA

 
 
 
T A K A N O B A S I -> yörük sözleri -> yörük-türkmen hikayeleri
Mesaj BilgileriKONULAR: yörük-türkmen hikayeleri
yörükobası
Veteran Member

Mesajlar: 38
Tarih: Mon Sep 6 12:01:12 2004
yörük-türkmen hikayeleri


                               YÖRÜKLER YAYLA YOLUNDA
                                       Erdoğan Tücan

İki arkadaş diz boyu yükselmiş otların arasına koyunları sürdük.
Akan suyun ruhlarımızı dinlendiren sesini deve çanı böldü. Tepeye koştum. Ayşe bohçaları toplarken Deveyolunu gözledim. Köpek havlamaları, çan sesi, koyun, keçi bağırtıları arasında uçuşan toz bulutunu rüzgâr önüne katıp bize kadar getirdi.
Ayşe de koşarak yanıma geldi.

-Ne oldu, bu gürültü ne?
Yolu gösterdim:
-Yörükler yaylaya göçüyor. Hadi koyunları buradan sürelim. Kervanla karışmasın.
Bir ara kervandaki koyun sürüsü ekin tarlasına girdi. Başağa durmuş buğdaylar yere yattı. Çobanların bağırdığını duyduk. Hayvanları çıkartmaya köpekler de yetişti. Ovaya bağrışmalar yayıldı. Uzun bir uğraştan sonra kervan ağır ağır eski hâline döndü. Sonunda sürü çıkmıştı, ama arkada harap olmuş bir tarla kalmıştı.

Ayşe ye döndüm:
-Sürü, ninemin tarlasına girdi. Hemen haber vereyim, dedim.
Ayşe:
-Olur, ben koyunlara bakarım.
Köye girince muhtarla karşılaştım. Olanları anlattım. Muhtarla hemen Iraz ninemin evine vardık. Heyacanla ona da anlattım. Ninem:
-Of, of! Ben kış boyunca ne yer ne içerim. Az bir ekinim vardı, o da gitti.
Muhtar ciddî bir sesle:
-Iraz nine tarlaya gidip bakalım, zararı ödetiriz.
Iraz nine yakınmasına devam etti.
-Vermez oğlum, vermez. dedi.
Muhtar:
-Öyle şey olmaz. Zararı ödemek zorunda. Hadi bakalım önce tarlaya varalım. Ardından yörükleri buluruz.
Iraz ninem çaresizce:
-Ah, ah! Çoktan Deveyolunu aşmışlardır. Atları koştursak da yetişemeyiz.
Muhtar:
-Yok Iraz nine, yok. Onlar Döşeme de geceler. Yarın sabah yola çıkar. Sen merak etme.

Deve yolundan Döşeme ye sapınca günün son ılık rüzgârı saçlarımda dolaştı. Tekerlerin tıkırtısı, atın ayak seslerine karışıyordu. Güneş batarken kervana yetiştik. Otlak yeri oldukça kalabalıktı. Koyunlar, keçiler, inekler, develer öbek öbek ayrılmış akşam bakımları yapılıyordu.
Arabayı gören köpekler koşuştu, havlamalar arttı. Çadırdan kadınlar çıktı. Köpekler koşmayı bırakıp uzaktan bizi gözetledi. Bizi çadırın içine davet ettiler.
Gölgeyle, dağın etekleri serinliğe gömülürken yörükler önümüze yemek getirdiler. Bu kadar misafirlikten sonra Iraz ninemin yüzünde bir şeyler aradım. Suskundu, belki de söylediklerine pişman olmuştu. Gaz lâmbasının sönük ışığı altında yemeğimizi bitirdik.


Yörük Halil Amca:
-Hele muhtar, deyin bakalım bu misafirliği neye borçluyuz?
Muhtar derin bir nefes alıp:
-Vallahi nereden başlasam bilmem ki. Bak bu yaşlı kadın: Iraz nine.
Karaçeşme deki tarlasına koyun girmiş.
Kıl çadırı bir süre sessizlik kapladı. Yüzlerimizde gölgeler oynaştı.
Iraz nine:
-Oğul ben yaşlıca bir insanım. Koyunlar tarlama zarar vermiş.
-Kısacası kışa yiyecek unum yok.
Yörük Halil sessizce dinledi. Sonra hanımına:
-Fatma yı, Hatice yi ve Ömer i bana çağır,
dedi.
Bize dönerek:
-Iraz nine, biz yıllardır bu yoldan yaylaya göçeriz. Başımıza hiç böyle bir iş gelmedi. Ama kusurumuz varsa onu da öderiz.
Üç kişi çadırdan içeri girdi. Başlarını öne eğip bekledi. Halil, olanları kısaca tekrarladıktan sonra:
-Fatma, söyledikleri doğru mu?
- ...
-Koyunu ekine kaçırmışsınız.
Yine cevap vermedi.
-Anlaşıldı, sizinle sonra konuşuruz. Keşke bana haber verseydiniz de Iraz nineyi buraya kadar yormasaydık. Hadi bakalım çıkabilirsiniz.
Üç kişi sessiz ve edeplice çadırdan ayrıldı. Yörük Halil, tekrar Iraz nineye döndü:
-Kusura bakma nine, bundan haberim olmadı. Sana iki çuval buğday vereyim. Üzerine de ağıldan beğeneceğin on koyunu al.
Iraz ninemin yüzü aydınlandı. Sönük lâmbanın ışığında, bir şeycik diyemedi.
Muhtar:
-Yok Halil, on koyun fazla. Biz tarlayı gördük. Yedi koyun yeter, dedi.
Yörük Halil:
-Yok muhtar, biz zararı fazlasıyla öderiz. Hava karardı, ama ninem on koyun beğensin.
Iraz nine:
-Oğlum, on koyuna baksam bakamam, satsam satamam. Ne yaparım ben?
Yörük Halil gülümsedi:
-Sen üzülme nine, ben koyunları yaylaya çıkarırım. Yayla dönüşünde sana teslim ederim.
On koyuna kırmızı boyayla işaret konuldu. İki çuval buğday da yüklendikten sonra yola çıktık. Altımızda mırıldanan tekerleklerin dönüşüne Mesut dedenin sözleri karıştı:
-Ben sana demedim mi Iraz! Yörük Halil, has adamdır.
Geceyi aydınlatan yıldızların altında Iraz ninemin gülümsediğini gördüm.


-------------------------000-----------------------------000-----------------


                                       Yayla Dönüşü


--------------------------------------------------------------------------------

Rüzgârla birlikte köyün ara sokaklarında kurumuş ağaç yaprakları savruldu. Bir ara çan sesi duyuldu. Merakla pencereden, meyve ağaçlarının yaprakları arasından, duvar diple- rinden çocuklar kalkıştı. Cami meydanına doğru bir koşturmaca başladı.
Çoban, önünde koyunlar, arkasında yüklü deve ile birlikte çeşmeye yanaştı. Hayvanlar yalaktan kana kana su içti. İçlerinde bizim için farklı olanı deveydi. Etrafını sarıp nineleri- mizin masallarda anlattığı bu hayvanı daha yakından tanımaya çalıştık.

Çoban, elini yüzünü yıkayıp su içtikten sonra sordu:
- Iraz ninenin evi ne tarafta?
Öne çıktım:
- O, benim ninem. Sizi evine götüreyim, dedim.
Bütün çocuklardan bir ses yükseldi. Koyunlar önde, çoban ve deveyle Iraz ninemin evine vardık. Ninem arka bahçede çalışıyordu.
- Nine! Koyunlar geldi, koyunlar.
Oturduğu yerden kalkıp bana baktı:
- Hele dur bakayım. Söylediklerin anlaşılmıyor.
- Nine, Yörük Halil koyunları yollamış. Evin önünde. Çoban seni bekliyor.
Dışarıdaki bağrışmalar artmış, kalabalık çoğalmıştı. Kapıya çıkınca itişip kakışmalar durdu. Çoban ninemin elini öptü:
- Nine, Halil Ağamın selâmı var. Başka ihtiyacı varsa giderelim, dedi.
Devenin sırtından yükleri indirdi. Iraz ninem:
- Bunlar ne oğul?
Çoban:
- Nine, bu yaz yayla çok bereketli geçti. Halil Ağa'm tulum peyniri gönderdi. Hakkını helâl etsin dedi.
Iraz nine:
- Sağ olsun.
Ninem devenin arkasındaki sürüye yaklaştı. Hepsi işaretliydi. İçlerinde işaretli olmayanlar da vardı. Çobanın kolundan sertçe tuttu:
- İyi anladık, anladık da. Bu kuzular da ne oluyor?
Çoban durdu, önce sürüye sonra da nineme baktı:
- Ha! Onlar mı? Söyledim ya nine. Bu yaz yayla çok bereketli geçti. Senin koyunlardan bazıları yaylaya çıkar çıkmaz kuzuladı.
Iraz ninem kesin bir tavırla:
- Halil'in bana on koyun borcu vardı. Gerisini istemem.
Ninem kuzuları geri göndermeye kararlıy- dı.
- Ağana de, iyilik yapacaksa başka ihtiyaç sahibi arasın.
Çoban itiraz etmek istese de ninem kararlıydı:
- Amasını mamasını anlamam. Koyunları ahıra çekiver. Ben de yiyecek bir şeyler hazırlayayım. Seni aç göndermem.

Çoban kuzuları ayırdı. Yükleri içeri taşıdı. Çoban karnını doyuruncaya kadar bekledik. Daha sonra da devenin ipinden tutup kuzuları da önüne katıp köyü çıktı.
Akşamın gölgesi köye inerken dar sokaklarda at kişnemesiyle karışık kuzu sesleri duyuldu. Muhtarla Yörük Halil, Iraz ninemin kapısını çaldı. Iraz nine, gelen misafirlerini tanımaya çalıştı. Kapı tarafından:

- Biziz, Iraz nine biz. Tanıyamadın mı?
Iraz ninem:
- Artık yaşlandık muhtar. Gözlerim iyi seçmiyor. O yanındaki kim?
Muhtar:
- Kim olacak? Yörük Halil.
Ninem:
- Yine ne ister?
Muhtar:
- Koyunların kuzularını getirmiş.
Iraz ninem:
- Bana borcu kalmadı.
Muhtar:
- Sen öyle söylersin, Yörük başka söyler. Kuzuları bırakmadan köyden ayrılmam diyor.
Iraz ninem:
- Oğul, ihtiyaç sahibi olanlara verirsin.
Yörük Halil:
- Doğru söylersin nine; ama kuzular senin. İhtiyaç sahiplerine verme hakkı da senin. Senin malınla hayır işleyemem.
Ufuktaki son kızarıklık kaybolurken köyün sokakları akşam ezanıyla serinledi. Muhtar:
- Önce camiye varalım. Sonra meseleyi hâllederiz.
Giderlerken muhtar geri döndü:
- Şu kuzuları da içeri alıver. Akşamla kaybolmasınlar, dedi.
Ninem:
- Namazdan sonra misafirimi çalma. Yemeğe bekliyorum.
Muhtar:
- Tamam, geliriz, deyip gittiler.

Yemekten sonra çay içildi. Doğrusu Iraz ninem kuzuları almak istemedi. En nihayetinde anlaşmaya varıldı. Ninem kuzuları köyde ihtiyaç sahibi insanlara verecekti.
Iraz ninem:
- Beni çok yordunuz. Ne yapayım. Dediğiniz gibi olsun.
Yörük Halil:
- Nine eline sağlık. Şu çaydan bir bardak daha içeyim. Sonra da bana izin.
Gecenin tatlı rüzgârı yüzümü sararken konuşmalar keyifle sürdü. Nineme yaklaştım:
- Nine, kınalı kuzuyu bana verir misin?
Muhtar güldü:
- Bak, gördün mü? İhtiyaç sahibi şimdiden çıktı, dedi.
Gülüşmelerin arasında ninemin gözlerinde bir kaçamak aradım. Ninem: "Olur kızım." dedikten sonra artık kınalı kuzu benimdi.
 



-- Edited by yörükobası at 12:13, 2008-02-14

__________________
TAKANOBASI
Bir Yörük Ailesi

http://www.takanobasi.tr.cx

Sayfa%Sayfa no%Toplam sayfa% sorted by
 

Hızlı cevap
Hızlı cevap göndermek için giriş yapınız
T A K A N O B A S I -> yörük sözleri -> yörük-türkmen hikayeleri
Geçiş Yap:


Post to Del.icio.usPost to FacebookPost to Digg



Find other message boards
Create your own free forum


Please provide a username Bir kullanici Adi belirleyiniz..