Yörüklerin çileli göçü başladı...
Bir yerden bir yere seyahatin inanılmaz boyutlarda kısaldığı ve keyifli bir hal aldığı günümüzde, develerinin sırtında kilometrelerce mesafeyi dura yürüye kat eden Yörükler, fantastik bir dünyanın temsilcisi gibi duruyorlar.
Şimdilerde başladıkları ve iki ay sürecek yürüyüşleri sırasında, yolculuklarının bir kısmına ortak olduğumuz sarıkeçili yörükleri,bu fantastik dünyadan dışarı sızan çilelerden dem vurdular. Hoş yolculuk başlı başına bir çile; ancak hepsi bu kadarla bitmiyor...
Sarıkeçili yörükleri,zamanın öğütücülüğü karşısında her ne kadar gedikler verseler de değişmemenin acı formülünü hayata uyguluyor. Onlar için değişmemek, Yörük olmak ve Yörük kalabilmenin handiyse tek koşulu olan göçü bir ritüel olarak sürdürmenin de diğer adı gibi. Genlerinde asırlardır taşıdıkları bu özellik, onları Yörük kılan yegane şey. Ancak iki yüz aileden ibaret kalan sarıkeçili yörükleri, yine bir ritüelin çağrısına uyuyor ve Konya yaylalarına doğru iki ay sürecek yolculuklarını başlatıyorlar.
Deve, bir Yörük için her şey olmasa da çok şey demek. Yörük kafilesinin yaşlılarından Hacı Ali Atar bir yörük için devenin anlamını şu cümlelerle ifade ediyor: Deve Yörük'ün kamyonudur. Yörük ununu, tuzunu, bezini, kazanını, tenceresini, topan tasını, tavasını, çomçasını, yayığını, beşiğini, her şeyini ve hayatını, yürümek üzerine kurduğu ekonomisini deveye yükleyip taşır. Bu hayatta devesi olmayan ölü, az olan da rezil demektir. Devesi çok olanda saltanat sürer. Diğer hayvanların yanında develerin ayrıcalıklı bir yeri vardır.
Tek sorun, göç yolculuğunun çilesi değil Yörükler için. Çocuklarını okutmak en başta gelen sorunları. Bir de göç esnasında, yeni tarla oluşumları yüzünden yol bulmakta zorlanıyorlar. Yerli halk tarafından dışlanmaları ve horlanmaları ise bütün sorunlarını katlayan bir sorun. Çocuklarını Silifkede ya da Karamanda yerli halktan güvendikleri ailelerin yanına emanet ederek okula devam etmeleri için bir çözüm üretmişler.
Her ne kadar değişmediklerini söylesek de, göç yolculuğunda traktör kullananların varlığını görünce bu kanaatimizde biraz aceleci davrandığımızı anladık. Yanımızda götürdüğümüz hediyelerle göç yolculuğunda yakalıyoruz yörükleri. Karayolu üzerinden Kozlar Yaylasına tırmanan 47 yaşındaki İbrahim Yakal ve ailesi, göç kafilesindeki Yörüklerden sadece bir tanesi. Yakalın hayatı, doğduğu günden bugüne kıl çadırlarda ve yollarda geçmiş. Başlıyor anlatmaya...
Yakal da devletten imdat bekliyor. Onun derdi de yol olmaması. Göç yolunda dikili arazilerin çoğalması Yörüklerin yollarına devam edebilmelerini engelliyor. Bir de yanlarında keçileriyle birlikte göçtüklerinden, yerli halk tarlalara zarar veriyor diye kızıyormuş. Dedelerimizden bize kalan bu geleneği şimdi çok zor şartlarda devam ettiriyoruz; ama gerekli ilgiyi görmüyoruz. siteminde bulunuyor Yakal.
Ve ekliyor: Ne biçim yaşadığımızı görüyorsunuz. Mektep yok, medrese yok. Hükümete dilekçeler verdik. Hiçbir sonuç alamadık. Afganistandan gelenleri yerleştiriyorlar da bizi yerleştirmiyorlar. Her taraf dikim, nereye gidebiliriz. Biz de askerlik yapıyoruz bu vatanı koruyoruz. Okuyan bir çocuğunu Silifkede bırakmış. Mayıs ayı sonunda Konya yaylalarına varmayı planlıyor. Dönüş yolculuğu ise eylül ayında başlayacak.
Bir başka Yörük'ün yanında soluklanıyoruz. 55 yaşında, 7 kız 3 erkek çocuğu olan Hacı Ali Atar dede de değişmeyen Yörüklerden. Ancak, Yörüklüğünden dem vururken, onun da duygularına sitem ve keder karışıyor: Doğduğumdan beri bu hayatın içinde, deve sırtındayım. Hayatımız bu işte. Başta bir kültürün yok olmaması ikinci olarak da issizlik nedeniyle bu hayatı çekiyoruz. Eskiden yörük ailesinin sayısı binlerle ifade edilirdi. Şimdi yüzlere indi.
Ziyaretimizin üçüncü durağı, Bakırcıoğlu ailesi oluyor. Bu ailenin en talihsiz ferdi Gökhan Bakırcıoğlu. Boşanan bir yörük ailesinin 4 yaşındaki çocuğu. Babası Güneydoğuda askerlik yapıyor. Gökhan ve kardeşi Erkana halası Leyla bakıyor. Dünyaca ünlenen fotoğrafıyla, Afgan davasının simgesi olan Şerbete benzerliği ile dikkatlerimizden kaçmıyor, yörük kızı Fadime Yanal. Yörük kızı Fadime, okula gitmiyor, develerin önünde yüzlerce yolu yaya yürüyüp yük indirip, çadır kuruyor. Omzundaki büyük yük altında ezildiği her halinden belli olan ve anlam dolu bakışı ile hayattan çok şey beklediğini tahmin ettiğimiz Fadime 10 çocuklu bir ailenin 5. evladı. Babası ise Fadimeyi kaçıncı çocuğu olduğunu dakikalarca düşündükten sonra söyleyebiliyor...
Ölülerimizi dağda bırakmayız
Sarıkeçililer, göç esnasında ölüm olması halinde konak yerini beklemeden son görevlerini yerine getiriyorlar. Yörük Musa Karadayı, böyle bir durumda ne yaptıklarını şöyle anlatıyor: Ölümün olduğu yerde derhal konaklanır ve cenaze iki sırığın arasına konarak hayvanlarla en yakın mezarlığa götürülür. Cenaze namazı kılındıktan sonra gömülür. Göç ondan sonra devam eder. Ölülerimizi dağda bırakmayız.
Çeyizler yolda düzülür
Dışarı kız vermeyen Sarıkeçililer kendi aralarında kız alıp veriyor. Düğünler yolda giderken de yapılır. diyor Ayşe Teyze. Ayşe Teyzeye çeyizi soruyoruz: Ne olacak yolda durduğumuzda örüveririz. Millete haber eder, yakında bulunan köyün muhtarını çağırır düğünü yaparız. diye cevap verdi .
-- Edited by yörükobası at 23:37, 2007-06-22 __________________